Betondan Uzakta, Toz Toprak İçinde: Trekking

 

Çoğumuzun adına aşina olduğu trekking şehirden uzaklaşmak, doğa ile iç içe olmak için yapılan yürüyüş olarak bilinir. Bunun yanlış olduğunu iddia edemeyiz, fakat trekking için basit bir tanım olduğunu söyleyebiliriz. Zira trekking, genellikle birkaç gün süren, insanın fiziksel dayanıklılığını ve doğaya uyum gösterme kabiliyetini test eden bir ekstrem spor.

Öncelikle trekking ile doğa yürüyüşü ayrımını kafamızda netleştirelim. “Hiking” olarak da bilinen doğa yürüyüşleri, şehirlerden uzakta, doğal bir alanda yapılan bir günübirlik aktivite iken trekking, az önce de okuduğunuz üzere bir günden daha uzun süren, bazen insanlardan çok uzaktaki “vahşi” diyebileceğimiz yerlerde yapılan ve gerek fiziksel gerek de zihinsel olarak dayanıklılık ve güç gerektiren zorlu bir spor dalı. Trekking kelimesinin etimolojik kökeni de bize sporun sıradışılığı hakkında ipuçları veriyor. “Trek” kelimesinden geliyor trekking. Afrika kökenli bir sözcük olan trek “göç” demektir ve şehirden uzak bölgelerde, özellikle de dağlarda yürüyerek deplase olma anlamına gelir.

Bir spor dalı olarak trekkingin yapıldığı ilk yer kayıtlara göre Nepal olarak biliniyor. İçinde doğallık ve yükseklik barındıran birçok sporun uğrak noktası olan Güney Asya, bu sporun da ilk zamanlarına ev sahipliği yapmış. 1950’li yıllarda alpinist bir disiplin olarak başlayan bu spor, 1960’lar ile birlikte Güney Asya bölgesinde turistlerin de merak saldığı bir aktivite haline gelmiş. Günümüzde ise Dünya’nın çok çeşitli bölgelerinde trekking için oluşturulan parkurlar var. Bunlara örnek olarak Sahra Çölü’nün Cezayir ve Tunus sınırları içinde kalan kısımları, Doğu Tibet’teki ve Himalayalar’daki yüksek dağlar verilebilir. Fakat bu bilinen bölgelerle beraber trekking yürümeye ve kamp kurmaya azıcık da olsa müsait doğal ortamlarda yapılabiliyor.

Trekkingde zorluk seviyesi parkurun uzunluğuna, eğimine ve rakıma göre çeşitlilik gösteriyor. Trekking genelde tek bir gün içinde bitmiyor ve bu yüzden hava karardığında doğanın içinde, genellikle çadırlarda kalınıyor. Verimli ve güvenli bir trekking için bu sporun 5-12 kişilik gruplarla yapılması tavsiye ediliyor. Ayrıca sporcuların yiyecek, su, yatak takımı, çadır, kıyafet, ısınma gereçleri gibi şeyleri yanında bulundurması trekking için olmazsa olmazlardan.

Türkiye’de uzun süreli doğa yürüyüşü denilince çoğu kişinin aklına gelen ilk rota, ülkemizin güneybatısındaki tarihi Likya Yolu. Fakat bununla beraber gerek Ege, Akdeniz ve Marmara bölgelerinde, gerekse de doğal bitki örtüsü orman olan Karadeniz kıyılarına yakın bölümlerde birçok trekking rotası mevcut. Bunlardan bir tanesi de Samsun Vezirköprü’de. 4-9 Ağustos tarihleri arasında Şahinkaya Kanyonu’nda düzenlenecek Falcon Fest’te, kanyonun doğal ortamı ve temiz havası eşliğinde gruplar halinde trekking yapmak mümkün olacak.